Bilindiği üzere fenomenoloji, “şeylerin kendilerine” düsturundan hareketle bilmek için kendilerine yönelinen şeylerin kendileri ile bilinçteki tezahürleri arasında bir ayrım yapmak suretiyle, tıpkı kadim felsefeden beri yapılagelen görünüş–gerçeklik ayrımına benzer bir
Adalet kavramının, tüm düşünce tarihi boyunca bilge, filozof ve düşünürlerin olduğu kadar, belki de daha da fazlası, yasa koyucu, yönetici ve hukukçuların zihinlerini en çok meşgul etmiş kavramların başında geldiği
Felsefenin ne olduğu kaygısıyla modern zamanlarda kaleme alınmış herhangi bir felsefe metnine kabaca bir göz atıldığında görülecek ilk şey, felsefenin Antik Yunan’da salt teorik kaygılarla teorik gerçekleştirilen entelektüel bir faaliyet
Deleuze ve Guattari’nin, Anti–Oedipus: Kapitalizm ve Şizofreni adlı çalışmalarının, gerek geleneksel, teorik ve pratik felsefelerden bir kopuşa veya özgürleşmeye işaret etmesi gerekse çağdaş dünyanın kapitalist yaşam pratiklerinin radikal bir eleştirisini
Dünya, muhtevi olduğu yapısıyla hayatı mümkün kılan bir gezegen olmanın ötesinde, insanın hakikatiyle buluşmasının veya oyunsu tabiatına bağlı olarak hakikatini büsbütün unutmasının varlık–oluşsal zeminidir aynı zamanda. Öyle ki insanın
Çağdaş Batı düşüncesinde ortaya konulan tartışmalar dikkate alındığında, Batı fikriyatının asılla olan irtibatı meselesinin son derece belirleyici olduğu söylenebilir. Daha 18. ve 19. yüzyıllardan itibaren Rousseau’nun medeniyet eleştirileri başta olmak
“İnsanlar hep başkalarına karşı savundu kendini. Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç: Güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil. Teknik ilerleme dediğimiz şeyin bize getirdiği
Modern düşüncenin başlangıcından itibaren bilime, bilimsel dünya görüşüne ve insan aklına duyulan katıksız güven içerisinde, bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, daha müreffeh bir dünyada yaşama imkânına kavuşulacağı düşünülmüş olsa
Başlangıçtan günümüze değin dine dair ortaya konulan tanım veya yaklaşım biçimleri ya felsefenin gölgesinde kalmış ya da modern zamanlarda olduğu üzere içeriklerini, beşeri ve sosyal bilimlerin kurgu mantığının elverdiği ufuk
En genel anlamıyla hümanizm, hakikatin bilinmesinde referans noktası olarak insan aklının merkeze alınmasıdır. Kökenleri itibariyle Antik döneme, Sofistlere kadar geri götürülebilen hümanizm, Protagoras’ın insanın “her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının, varolmayan
Çünkü ahlâk ilminin tarifi, övülen huyları kazanmak ve yerilen huyları terk etmek için bu huylara
Kendi içinde bir bütünlük oluşturacak şekilde düşünülebilen her türlü toplumsal olgu, insan bireyleri tarafından çizilmiş
Böylece Tanrı, özgürlük ile ölümsüzlüğü aklımın zorunlu pratik kullanımı amacıyla varsaymam bile olanaksızdır. Eğer teorik
Spinoza’nın Etika’sı modern ve çağdaş Batı felsefesinde önemli bir yere sahiptir. 1677’de yayımlanan bu eser,
Favorilere Ekle Ahlâk–ı Alâî, Kınalızâde Ali Çelebi (ö. 1572) tarafından 1563’de Şam’da kaleme alınır. Kınalızâde
Yalçın Koç, çağdaş İslam düşüncesinin kendine özgü dili ve şeması olan önemli bir düşünürüdür. Anadolu
Copyright © 2025 Teklif Dergisi | Tüm hakları saklıdır.