Ahlâk–ı Alâî: Ahlâkı İnsan Metafiziği İçinde Kurmak

İhsan Fazlıoğlu

İhsan Fazlıoğlu






Makalenin devamını okumak için Abone Olun







Ahlâk–ı Alâî, Kınalızâde Ali Çelebi (ö. 1572) tarafından 1563’de Şam’da kaleme alınır. Kınalızâde Ali, eseri, İslâm temeddününde kendinden önce telif edilmiş hemen tüm ahlâk kitaplarını içererek aşacak Türkçe bir metin olarak düşünür. Özellikle Nasîruddin Tûsî’nin (ö. 1274) Ahlâk–i Nâsırî, Celâleddin Devvânî’nin (ö. 1502) Ahlâk–ı Celâlî ve Hüseyin Vâiz–i Kâşifî’nin (ö. 1505) Ahlâk–i Muhsinî isimli üç Farsça eseri kuşatarak aşmayı hedefler. Bunun yanında İslam temeddününde farklı fıkhî, kelâmî, felsefî, edebî ve sûfî ahlâk anlayışlarının temel iddialarını ve ana amaçlarını da göz önünde bulundurur. Kitap, esas itibarıyla amelî hikmetin; ferdî, menzîlî ve medenî üç alt–kısmını içerecek şekilde düzenlenir.

İslâm temeddünün Yenilenme Dönemi’nin, “yöntemlerin bütünleşmesi” evresinde kaleme alınan Ahlâk–ı Alâî, hem bu dönemin ve evrenin tüm özgün özelliklerini hem de varlığa geldiği sosyo–politik ve tarihî şartların izlerini taşır. Beylikten Sultanlığa, Sultanlıktan da İmparatorluğu doğru evrilen Osmanlı sosyo–politik yapısı içinde değişen ve gelişen felsefe–ilim zihniyeti, özellikle 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren elde ettiği kendilik–bilinciyle kendi özgüvenini kazandı. Bu özgüvenin zemininde, yaptıklarının tarihî biricikliği konusundaki idrâkleri bulunur. Bu idrâk, en iyi nizâm–i âlem ile devlet–ebed müddet kavramlarında tezâhür eder ve tarihî süreç içinde, belirli bir kurumsal rasyonalite kazanarak tarz–ı Osmânî adıyla bir yaşama biçimine dönüşür.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun