Ahlâkı Anlamanın Önündeki Bazı Engeller

Celal Türer

Celal Türer



Ahlâk, insanla birlikte tezahür eden; insanoğlunun bir yandan aşina olduğu diğer yandan da onu tanımlamasının çoğunlukla zor olduğu bir hadiseyi seslendirir. Bu hadisenin varlığı, ya iyi ve kötüye dâir kaygılarımızda ya da soruşturması yapılan her şey gibi “ahlâk felsefesi”nin mevcudiyetinde kendisini ifşa eder. Bu ifşaya rağmen bir toplumda hâlihazırda devam eden şeyin ahlâk mı olduğu ya da ahlâkî ideallerin gerçekleşip–gerçekleşmediği hususu, soruşturulabilir ya da sorgulanabilir bir mesele olarak kalır. Tam bu noktada ahlâkın belirli bir toplumun başarısı ya da başarısızlığı olmayıp kendi ideallerine ulaşmayı arzulayan bir toplumun temel ve kalıcı bir arayışı ya da hamlesi olduğu ileri sürülebilir. Hatta söz konusu arayış ya da ahlâk hamlesinin, esasen o toplumdaki birlikte yaşama hadisesinin önem ve değerini gösterdiğini söyleyebiliriz. Buradan hareketle ahlâkı, bir toplumda iyiye dâir arayışlar ile söz konusu arayışlara eşlik eden yükümlülük ve fedakârlık hadisesi olarak niteleyebiliriz. Bu durumun aksine, arayışın ve sorumlulukların olmadığı bir toplumda da ahlâkın “ahlâksız” bir şekilde tezahür edebileceğini görebiliriz.

Ahlâka dâir bir soruşturmada başlangıçtan itibaren ahlâkı anlamamıza hizmet eden iki soru mevcuttur: Bunlardan ilki, “ahlâkî açıdan ‘iyi’ nedir?” ikincisi, “ahlâkî iyilik neyi içerir?” sorusudur. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun