Anlık Yaşantılar mı Hikâye mi? Ahlâkî Hayatta Bütünlük ve Dönüşüm Sorunu

İbrahim Halil Üçer

İbrahim Halil Üçer



İnsan, öz–bilinç sahibi bir varlıktır. Yapıp ettikleri üzerine düşünür ve onları niçin başka türlü değil de böyle yaptığıyla ilgili değerlendirmeler yapar. Kuşkusuz böyle değerlendirmeleri ihmal ettiği zamanlar da olur fakat böylesi bir ihmal de bir tercihtir; yaptıkları üzerine arada sırada şöyle bir düşünür, sonra çok da düşünmemek gerektiğini kendisine telkin ederek herhangi bir değerlendirme yapmayı öteler. Aslında böyle bir arzu, yapıp ettiklerimizin sorumluluğundan kurtulacak şekilde yükümlülüklerimizi sırtımızdan atmak ve hayatı, yan yana getirildiklerinde bir hikâye oluşturması mümkün olmayan kopuk fragmanlar halinde yaşamak istediğimizi gösterir. Böyle bir durumda ânı yaşar ve her biri kendi içinde güzel, keyif verici enstantanelere, yani anlık yaşantılara da sahip olabiliriz: sahip olamayacağımız şey, kendimize ve başkalarına anlatacak bir hikâyedir. “Hikâyemiz de olmayıversin” diyebilir miyiz? Hayır. Belki hayatı âna göre yaşamak ister ama tümüyle ayrı, anlık yaşantılardan ibaret olmak istemez kimse. Böyle paramparça, hikâyesiz bir hayat, yaşanmamış bir hayat gibi görünür insana. Belki bir süre böyle yaşasa da mutlaka bir gün hayatına bakar ve etrafa saçılmış anları toplayarak onları birleştirmek ve kendisi için bütünlüklü bir hikâye yazmak ister. Çünkü bir mürekkep lekesi değil; bir harf, bir kelime, bir cümle olmak ister insan. 




Makalenin devamını okumak için Abone Olun