Düşünce Tarihinde Bir Ahlâkî İdeal Olarak İtidale Dâir Soru(n)lar

Hümeyra Özturan

Hümeyra Özturan



Düşünce tarihinde güzel ahlâkın ölçütü olarak sunulan ilkelerden şüphesiz en kadimi itidaldir. Hem Antik Çağ hem de Orta Çağ düşünürlerinin ahlâk eserlerinde tartışmasız bir ahlâkî ideal olarak işlenen itidal ilkesinin tarihi çok daha gerilere dayanır. Antik Mısır’da matematiğin ortaya çıkışıyla oran–orantı, eşitlik ve ölçülülük kavramlarının doğuşu, eylemde ölçüden bahsedebilmek için ilk adımı sağlamıştır. Klasik Çin düşüncesindeki “uyum” (he) kavramı ve Konfüçyüsçülükteki “orta olma” (zhongyong) anlayışı da ahlâkta itidal idealinin benzer kadim örnekleri olarak zikredilebilir.1 Antik Yunan’da ise Pre–Sokratik filozoflarda harmoni, denge, uyum kavramları, “âlemde zıtlıkların uyumu”, “farklı ögelerin ölçülü şekilde bir araya gelmesi” gibi kozmolojik çağrışımlarla yer bulmuştur. Platon, “Hiçbir şeyde aşırı olma!” uyarısının geçmişten tevarüs edilmiş bir amelî hikmet ölçüsü olduğunu belirtir.2 Platon bu kadim bilgeliği ahlâk felsefesine uyarlamış, “aşırılık ve eksiklikten uzak durma” ile gerçekleşen ölçülülük (sofrosünê) erdemini amelî alanda merkeze koymak suretiyle itidal anlayışını, ahlâk ve siyasetin ideali olarak tasvir etmiştir. Aristoteles, bu itidal tasavvurunu Platon’dan devralarak hem benimsemiş hem de onu gündelik eylemlerde bir ölçüt olarak kullanmak istediğimizde nasıl yol alabileceğimizi ayrıntılı olarak işlemiştir.




Makalenin devamını okumak için Abone Olun