1.
İnsan, arzu duyan ve irade eden bir varlık. Hal böyle olunca neye sahip olmayı arzuladığı ve neyi bilfiil kılmaya yöneldiği, varoluşsal bakımdan büyük önem arz ediyor. İnsan, hemen her zaman seçimlerle karşı karşıya kalıyor. Seçim söz konusu olduğu sürece de ahlâk tecrübesi kaçınılmaz hale geliyor. Ancak ahlâk teması, alelade seçimlerde değil bilhassa ucu değerli varlıklara dokunan kararlarda öne çıkıyor. Bu değerler, maddî değerlerle başlayıp manevî değerlere uzanan geniş bir tayfa yayılıyor. Ne aziz görülüyorsa onu korumayı gözeten bir karar, “ahlâkî” sıfatını hak ediyor. Örnek olarak işin içerisinde can, hele de insan canı varsa kararların ahlâkî bir boyut taşıması neredeyse kaçınılmaz oluyor.
Öte yandan öyle bir değer var ki her türlü değer dönüp dolaşıp onunla irtibatlı hale geliyor. Kişilerin kendi gözlerindeki değerleri, özdeğerleri, ahlâk tecrübesinin kalbinde yer tutuyor. Ahlâken iyi olan, “değerli görüleni koruyan” anlamına geliyor.
İnsan, değerli olanı dikkate alarak karar vermekle karşı karşıya kalıyor. Lâkin bu kararlar, hemen her zaman güçlükler içeriyor.