Böylece Tanrı, özgürlük ile ölümsüzlüğü aklımın zorunlu pratik kullanımı amacıyla varsaymam bile olanaksızdır. Eğer teorik akıl için aynı zamanda [ölçüsüz] iç görü gibi bir boş savı yoksaymayacak olursam, aklın böyle bir iç görüye ulaşabilmek için öyle ilkelerden yararlanması gerekir ki, gerçekte yalnız olanaklı deneyimin nesnelerine eriştikleri için eğer bir deneyim nesnesi olmayacak olana uygulanacak olurlarsa, bunu fiili olarak her zaman fenomene dönüştürecek. Ve böylece saf aklın tüm pratik genleşmesini [extension] olanaksız kılacaklardır. Bu yüzden inanca yer açabilmek için bilmeyi bir kenara atmak zorunda kaldım. (SAE, “İkinci Önsöz”, B XXX]
Çok meşhur bir mottosu bu Kant’ın. Ne diyor burada? Teorik olarak Tanrı, ruh ve ölümsüzlükle ilgili herhangi bir bilgi sahibi olamam. Hatta teorik düzeyde ahlâk tecrübesinin kuruluşu açısından bunları bir varsayım olarak dahi göremem. Çünkü bu kabul öyle sonuçlara yol açar ki, aklın pratik anlamda genleşmesini imkânsız hâle getirir. Bunu defaatle söyleyeceğim için şimdiden tekrar tekrar altını çiziyorum: Bütün proje, ahlâk felsefesi ve ahlâk metafiziği projesi. Başka deyişle “Akıl nasıl pratik olur?” projesidir. Bu soru “Akıl nasıl olur da bir nesneyi kendi faaliyeti ile fiili kılar?” sorusuyla aynıdır.